Bugün seyirci kapasitesinden, çevre dostu olmasına kadar birçok hususta birbiriyle yarışan stadyumların tarihsel gelişimine göz atmaya ne dersiniz?

Toplumsal hayatımızın her noktasını etkileyen spor ve sporun tarihiyle ilgili çalışmalar incelendiğinde sporun, günümüzün tanımlamalarından farklı biçimlerde de olsa insanlık tarihiyle iç içe olduğu ve bu tarihle eş olduğu görüşün hakim olduğu görülmektedir.

İlk yıllarda insanın birey olarak korunma, savunma ve saldırıya yönelik koşması, ok atması vb. aktivitelerinin ilk spor eylemleri veya ilk sporların ortaya çıkmasına neden olduğu, daha sonra da insanların bu eylemleri gruplar halinde yapmaları, savaşmaları ve savaşa hazırlanmaları da ilk takım sporlarının ortaya çıkmasıyla neden olduğu düşünülmektedir.

Spor ile ilişkilendirilebilecek en eski somut bulgu Fransa’da Lascaux mağaralarında bulunmuştur. Burada 15 bin yıl eski olduğu tahmin edilen koşu ve güreşi betimlediği düşünülen duvar resimleri yer almaktadır.

Moğolistan’ın Bayankhongor bölgesinde de, 9 bin yıl önceye ait olduğu düşünülen, izleyecilerle çevrili bir güreş maçı tasvir eden mağara duvar çizimleri bulunmaktadır. Eski Mısır, Sümer ve Assurlular dönemlerinde sporun branş sayısı arttı ve spor belirli kurallarla ve sık olarak yapılmaktaydı.

Fiziksel beceri, çeviklik gibi kavramlar ortaya çıkmış ve yayılmış, özellikle de krallar, hükümdarlar ve onlara bağlı olan askerlerin ve savaşçıların sahip olmaları gereken, kimliklerinin önemli öğelerinden olmuştu. Bu aktiviteleri düzenli olarak yapan ve başarılı olanlara destekler sunulmuş, ayrıcalıklar tanınmış, ödülller ve teşvikler verilmiştir.

Bilinen İlk Spor Mekanları:

Erken spor aktiviteleri ilk zamanlarda doğada, açık alanlarda, daha sonra da genel, ortak veya çok amaçlı olarak tanımlanabilecek alanlar veya mekanlarda gerçekleşiyordu, örneğin, kent meydanları. Spor geliştikten sonra mekansal gereksinimleri artmış, spora göre biçimlenmiş ve ana işlevi spor olan yapılar ortaya çıkmaya başlamıştır.

İhtisaslaşmış olan bu yapıların bilinen ilk örneklerine Orta Amerika’da rastlanılmaktadır. Bu coğrafyada kutsal niteliği olan ve tarihi en az 3400 yıl önceye dayanan bir çeşit top oyunu, top sahası (ballcourt) isimli yapılarda oynanmaktaydı.

Yapı, boyutsal olarak çok farklı varyasyonlara sahip ancak temel olarak, oyun alanı “Alley” ve bu alanı çevreleyen, taştan yapılmış eğimli, yatay (teras) ve bazen de dik duvarlardan oluşmaktadır. En eski örneklerde sahanın iki ucu açıktı ancak daha gelişmiş yapılarda oyun sahası I biçimi almış ve taş duvarlar ve/veya teraslar sahanın dört tarafını sarmaktadır.

Sahanın oranları 4:1 veya ona yakın oranda olsa da yapıların biçim ve büyüklüklerinde büyük varyasyonlar bulunmaktadır. Chichen Itza’daki Great Ballcourt’un sahası 96.5×30 metre ölçülerindeyken, Tikai’deki Ceremonial Court’ta saha, 16×5 metre boyutlarındaydı.

2001 yılına kadar Orta Amerika’da yaklaşık bin 300 top sahası bulunmuştur. Top sahaları aynı zamanda farklı kültürel ve sanatsal aktivitelerin yapıldığı ve yoğun kullanılan kamusal alanlardı.

Antik Yunan Dönemi:

Spor, dünyanın farklı uygarlıkları ve coğrafyalarında gelişmeye devam etmiştir. Antik Yunanlılar atletik yarışmaları düzeli olarak yapmaya başlamıştır. Bu yarışmalar dinsel nitelikte tertiplenen kutsal şenlikler şeklindeydi. Bu şenliklere katılmak üzere spor ile uğraşanlar (sporcu, antrenör) ve spor ile ilgilenenler (seyirciler) uzun seyahatler edebilmekteydi.

Bu dönemde Athlos (yarış, yarışma), Athleter (yarışmacı) gibi terimler ortaya çıkmış ve artık atlet ve sporcu olmak, tamamlayıcı bir vasıf değil, kendi başına bir kimlikti.

Bu dönemde spor ve bedensel eğitim ilk olarak kent meydanları olan agoralarda yapılıyordu. Ancak bedensel eğitime ilgi arttıkça ve sporlar geliştikçe ve ihtiyaçları arttıkça agoralar yetersiz kalmış bu ihtiyaçları karşılamak için ayrı bir mekana ihtiyaç duyulmuş ve Gymnasion ve Palaistra1 gibi yapılar ortaya çıkmıştır.

Bu yapılar daha sonra hem bedensel hem de ruhsal eğitimin de merkezi olmuştu ve belli bir dönemde artık her antik kentin en az bir Gymnasion’u bulunmaktaydı.

Kullanıcı olarak bakıldığında, Gymnasion ve Palaistra ağırlıklı olarak spor ile uğraşanların kullandığı mekanlardı. Spor zamanla daha da geliştikten sonra spor ile uğraşanların yanında izleyiciler için de mekan ihtiyacı doğmuş ve stadyum gibi yapılar ortaya çıkmaya başlamıştır.

İlk Olimpiyat Oyunları

Antik Yunan’da stadyumlar ilk olarak kutsal yerlerde yapılmıştır. Olimpiya Stadyumu en eski stadyum olarak bilinmektedir. Kutsallığı olan ve her dört yılda bir tekrarlanan Olimpiyat Oyunları’nın ilk olarak M.Ö. 8’nci yüzyılda Olimpiya’da başladığı biliniyor.

İlk oyunlarda sadece koşu yarışı yapılmaktaydı ve stadyumlar oldukça yalındı. İki ucunda boş birer alanı olan, 600×100 ayaklık düz, sert topraktan bir koşu alanı ve bu alanın etrafında seyirciler için yapılmış toprak setler bulunmaktaydı.

Olimpiya Stadyumu’nda olduğu gibi erken dönemde stadyumların yapımında doğanın yardımına başvurulmaktaydı. İki yamaç arasında bulunan düz bir alan stadyum için ideal bir alandı. Böyle bir yer bulunmadığında koşu alanı bir yamacın dibine yerleştirilir ve sonrasında da karşı yanda yapay seyirci setleri oluşturulmaktaydı. Böylece gerektiğinde de yamaçlar genişletilebilir, ekler yapılabilir veya yapay biçimde oluşturulabilirdi.

Taş ya da kesme taş oturma yerlerinin kullanımına M.Ö. 4’ncü yüzyılda başlanmış ve ilk zamanlarda kısmi olarak uygulanmıştır. Sonralarında ise taş kullanılmıştır ve bu kullanım tiyatroların etkisinde olmuştur.

Seyirci alanı merdivenlerle bölünmüş ve öncelerinde düz olarak yapılan uçtaki seyirci oturma yerleri yarım daire şeklinde yapılmaya başlanmıştır. Sphendone olarak adlandırılan bu bölüm, kimi gösteriler için bir tiyatro olarak da kullanılabilmektedir. Geç dönemde yapılan stadyumların bazılarında her iki uçta birer Sphendone yer almaktadır.

Ege Coğrafyası

Roma egemenliği döneminde Ege coğrafyasındaki stadyumlar, yalın görüldüğü için bu stadyumlarda anıtsal girişler, bezemeler, kemerler gibi elemanlar kullanılmıştır.

İlk zamanlarda stadyumlarda sadece koşu yarışları yapılmaktaydı. Sonralarında ise uzun atlama, disk ve cirit atma gibi atletik oyunlar da yer almaya başlamıştır.

Konum olarak stadyumlar genellikle antik kentlerin bir ucunda veya dışında konumlanmakta ve çoğu zamanda da yanında Gymnasion bulunmaktadır. Özellikle de düzgün planlanmış dikdörtgen sokaklı kentlerde, kentin merkezinde yer alması pek olası değildi. Miletos ve Priene kentlerinde stadyumlar uçlara yerleştirilerek, Hippodamos (ızgara) planının ektin bir birimine dönüştürülmüştür.

Roma İmparatorluğu Ege dünyasına egemenlik kurduktan sonra Ege dünyası Roma kültüründen etkilenmiş ve Romalılar da Antik Yunan kültüründen etkilenmişti. Bu karşılıklı etkileşimin sonucunda atletik oyunlar yayılmış ve Roma kentine kadar ulaşmıştır.

Romalıların kültüründe de yaygın olan gladyatör ve hayvan dövüşleri, imparatorluğun egemenlik kurduğu diğer coğrafyalarda olduğu gibi Yunanistan ve Küçük Asya bölgelerinde de stadyumlar ve tiyatroda da yapılmaya başlanmıştır.

Yeni yapılan stadyum ve tiyatrolar artık bu işlevlere de uygun olarak yapılmış, mevcut ve önceden yapılmış olanlar da bu işleve uygun hale getirilmek için değiştirilmiştir.

Roma İmparatorluğu Dönemi:

Romalıların spor kültürü Yunanlılar’a göre farklıydı. Sağlıklı olmak veya eğlenmek için idman yapmak gerekliydi ve bu dönemde, özellikle de imparatorluğun batı bölgelerinde bedensel eğitim için yüzme tesisleri ve termal tesisler kullanılmıştır. Ancak Yunanlılar’da olduğu gibi sportif başarı elde etmek için zamanın çoğunu spora ayırmak ve antrenör tutmak gibi detaylar gereksiz olarak görülmüştü.

Roma döneminde spordan çok, eğlence önemliydi ve bu dönemde daha çok, gladyatör ile hayvan dövüşleri, at ve araba yarışları düzenlenmiştir. Bu faaliyetler Amfitiyatro , Circus ve Hipodromlar’da gerçekleştirilmiştir.

Bu yapıların spor yapısı olarak değerlendirilmesi tartışma konusu olabilir ancak günümüz sporunda ve spor yapılarında da eğlence önemli bir unsur olduğundan, binicilik ve atlı yarışlar, spor olarak değerlendirildiğinden bu yapılar, spor yapıları olarak değerlendirilmiştir.

Ana işlevi at ve araba yarışları olan “Circus” ve Hipodrom’lar, stadyumlara nazaran daha az bilinmekteydi. Eski Yunanistan’a dayanan ilk hipodromların gereksinimleri çok basitti; yarış için düz bir arazi, bir veya iki dönüş işareti ve seyirciler için toprak bir set yeterli olabilmekteydi.

Bu mekanın sadece yarış zamanında fonksiyonel olması gerekiyordu ve ara dönemlerde mera olarak kullanılabilmekteydi.

Hipodrom ve Circus’lar, plan olarak stadyumlara benzer ancak boyut olarak çok daha büyüktü ve gelişmiş Circus’larda arenayı (yarış veya oyun alanı, pisti) uzunlamasına ayıran, dönüş yerlerini belirleyen bir bariyer bulunmaktaydı.

Roma döneminde sadece büyük kentlerde hem stadyum hem de Circus bulunabilir ve ayrı bir stadyuma sahip olmayan kentlerde Circus, aynı zamanda stadyum işlevini de görmüştür.

İmparatorluğun batı tarafındaki kentler genellikle sadece bir Circus’a sahip iken, imparatorluğun Yunanistan ve Küçük Asya bölgelerinde eski Yunan oyunlarına olan eğilim devam ediyordu ve fazla sayıda bulunan eğlence yapısı Hipodrom veya Circus değil, stadyumdu.

Circus’ları, stadyumlar ve eski hipodromlardan ayıran en önemli özellik ise kentlerin çeperlerinde veya dışında değil, genellikle içinde bulunmasıdır. Circus’lar genellikle hükümdarların yaşadığı ana mekanlara yakın bulunmaktadır. Çok sayıda insanı bir araya getirebilme kabiliyeti olduğundan siyasi propaganda veya eylemlerde önemli bir yeri vardı.

Eski İstanbul

Eski İstanbul’da (Costantinopolis) 4’ncü yüzyılda yapılan hipodrom, bölgenin eski hipodromlarından farklı olarak, Romanın en gelişmiş Circus’u olan Circus Maximus’a benzetilerek ve kent merkezinde ve imparatorluk sarayına yakın yerde inşa edilmiştir.

Dönemin sporla ilişkilendirilebilecek bir diğer yapısı Amfitiyatro’dur. Circus’lar gibi bu yapının kökeni Roma Cumhuriyet Dönemi’ne dayanmaktadır. Amfitiyatro, gelişmiş haline imparatorluk döneminde kavuşmuştur. Bu yapıda başlıca gerçekleşen faaliyetler; gladyatör ve hayvan güreşleri, kutlamalar, şenlikler ve infazlar olarak sayılabilir.

İmparatorluk döneminde bir çok kentte inşa edilmiş veya önceki bölümde anlatıldığı gibi, tiyatro benzeri mevcut yapılar yukarıdaki işlevlere uygun hale gelmeleri için müdahaleye maruz kalmış ve değiştirilmiştir.

Amfitiyatro’ların en fazla tanınmış ve aynı zamanda en büyüğü, Roma kentinde M.S. 1’nci yüzyılda yapılan Kolezyum’dur. Bu yapıda dönemin en iyi teknolojileri ve malzemeleri kullanılmış ve bir bölümü günümüze kadar gelebilmiştir. Yapı planı yaklaşık 190×155 metre boyutlarında bir elips biçiminde, 50 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 50 bin kişilik kapasiteye sahipti.

O döneme kadar birçok yapı, özellikle de büyük yapılar doğanın yardımına başvurur, yapıların bir bölümü, bazen de tamamı yamaçlar üzerinde inşa edilebilmekteydi. Ancak bu yapı, devasa kemerler ve kolonlar sayesinde tek başına yerden yükselmektedir.

Bu yapı aynı zamanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi vermektedir. Yapının seyirci kısmı bölümlere ayrılmış, her bölümde farklı siyasal, sosyal sınıf ve cinsiyetten insanlar yer almaktadır.

5’nci Yüzyıldan 18. Yüzyıla Kadar:

Spor yapıları uzun zaman boyunca kullanılmış, savaşlara ve doğal olaylara maruz kaldıktan sonra onarılmış veya yeniden yapılmıştır. Ancak Hristiyan’lığın insanlar ve yöneticiler arasında yayılması ve kabulü nedeniyle mekansal anlamda büyük değişimler yaşanmıştır.

Bu değişimlerin sonucunda, pagan inançla ilişkisi olduğu ve bedeni vurguladığı için atletik oyunlar, kanlı olduğu için de dövüşler popülerliğini kaybetmiş, terk edilmiş veya tamamen yasaklanmıştı.

Bu gelişmelerden sonra bu yapıların çoğu az kullanılmış veya terk edilerek tamamen işlevsiz kalmıştır. Terk edilen bu yapılar doğal olaylardan ve savaşlardan sonra onarılmamış ve malzeme açısından da zengin oldukları için bazen de yağmalanmaya maruz kalmıştı.

Bu dönemde atlı araba yarışları, şövalye, okçuluk veya kılıç kullanma turnuvaları gibi, dini olarak sakıncalı olmayan ve genellikle savaş ve avcılıkla ilişkisi olan faaliyetler düzenlenmiştir. Bu faaliyetler genellikle açık alanlar ve meydanlarda yapılmıştır.

Bu faaliyetlerin düzenlendiği alanın etrafında bariyerler, seyirciler için tribünler ve yarışmacılar veya organizatörler için çadır gibi geçici elemanlar ve/veya yapılar kullanılmıştır.

Avrupa’nın farklı bölgelerinde günümüzün top oyunlarına benzeyen oyunlar oynanabilir ancak bu oyunlar boş uğraş olarak değerlendirildiği ve savaşa hazırlık niteliği olmadığı için sürekli yasaklanmıştır.

Avrupa’da yüzyıllar süren bu durum, mevcut düzene karşı ortaya çıkan görüşler, reform hareketleri, mezhep savaşları, Fransız Devrimi gibi olaylar köklü değişimlere öncülük etmiş ve neden olmuştur. Bu değişimlerin sonucunda yasaklar sorgulanmış ve kırılmış, antik Yunan ve Roma Kültürü’ne yeniden ilgi duyulmuş, sanat, eğlence ve spor gibi aktiviteler yeniden canlanmıştır.

Eğlence ve spor aktivitelerinin yeniden canlanması, bu aktivitelerin yapıldığı mekanların ve yapıların da yeniden canlanmasına ve gelişmesine neden olmuştur.

Boğa Güreşleri’nin Etkisi

Kökleri Antik Roma’ya dayanan boğa güreşleri, Avrupa’nın farklı bölgelerinde ve ilk zamanlarda kent meydanlarında yeniden düzenlenmeye başlanmıştır. Bu dönemin kalıcı ve en erken spor yapıları ile stadyumlardan biri olan yapılan Real Maestranza Arena Binası, İspanya’nın Seville kentinde 1761 yılında yapılmıştır.

Kentin bir meydanında inşa edilen yapı, eklemlerle gelişerek, en gelişmiş biçimine 1881 yılında kavuşmuştur. Yapıda boğa güreşlerinin dışında, festivaller, konserler gibi etkinlikler düzenlenmiştir.

18 ve 19’ncu yüzyıllarda Avrupa’nın birçok yerinde ‘Güreş Stadyumu’ yapılmıştır. Fransa’nın Nimes kentinde Roma Dönemi’nden kalan Amfitiyatro 1863 yılında boğa güreşi arenasına çevrilmişti. Yapı, günümüzde çok işlevli yapı olarak kullanılmaya devam etmektedir.

19’ncu Yüzyıl’dan Günümüze Kadar:

Avrupa’daki siyasi ve sosyal değişimlerle beraber sanayide ve teknolojide de gelişmeler yaşanmıştır. Makinaların icadıyla üretimler hızlanmış, gelişmiş ve yeni malzemeler ortaya çıkmıştır. Yapımı ve üretimi daha önce mümkün olmayan ürünler üretilmeye ve öncelerde çok uzun sürede elde edilen ürünler, çok daha kısa sürede elde edilmeye başlanmıştır. Çelik, betonarme gibi malzemelerin de icadıyla yapılar çok daha kısa sürede yapılabilir hale gelmiştir.

Bu gelişmelerin de yanında bu dönemde spora, sporcu, izleyici veya işletmeci olarak olsun ilgi hızla artmış, spor artık büyük kitlelerin odağında olmuş ve bunun sonucunda spor yapıları hızlı bir şekilde yayılmıştır.

Futbol Esintisi

Günümüzün futbolunun beşiği olan İngiltere’de uzun geçmişi olan top oyunları 19’ncu yüzyılın sonlarında gelişmiş, kurallaşmış ve artık mahalleler ve kentler ölçeğinde maçlar sık olarak düzenlenmekteydi.

Burada modern futbol oyunun ilk stadyumları 1870’li yıllarda inşa edilmeye başlanmıştır. Bu stadyumlar bir oyun alanı ve bir yanında bulunan çelikten yapılmış ve ‘Stand’ veya ‘Grandstand’ olarak adlandırılan tribünlerden ibaretti. Başlangıçta kısmi olarak yapılan tribünler çoğu zaman büyümüş ve oyun alanını tamamen sarmıştır.

İlk futbol stadyumlarından biri olan İngiltere’deki Stanford Bridge, saha ve kenarında bulunan bir tribün ile faaliyete 1876 yılında başlamış ve 1904’te eski bir binanın atıkları kullanılarak seyirci için yamaçlar oluşturulmuş,  böylece yaklaşık 100 bin kişilik bir stadyum inşa edilmişti.

Sayıları hızla artan takımların arasında düzenli şekilde maçlar ve müsabakalar gerçekleşmeye başlamıştır. Oyunu kurallaştırmak ve müsabakaları düzenlemek ve yönetmek amacıyla önce yerel ölçekte federasyonlar kurulmuş, sonrasında oyunların ülkelere ve dünyaya yayılmasıyla da, FIFA ve IOC gibi uluslararası kurumlar da kurulmuş ve oyunlar artık hem yerel hem de uluslararası ölçekte düzenli şekilde yapılmaya başlanmıştır.

Bunun sonucunda sporların yapıldığı mekanlar, örneğin spor salonları ve stadyumlar da hızla çoğalmıştır. Günümüzde de olduğu gibi bu dönemin ilk stadyumları da bazen tek oyuna göre, bazen de birden fazla oyuna uygun olarak yapılmaktadır.

Ancak stadyumlarda oyun alanlarının, özellikle de olimpik stadyumlarda gelişmiş biçimlerine kavuşması ve standartlaşması biraz zaman almış ve günümüz standartları da ilginç sayılabilecek biçimlerden geçerek (1908 Olimpiyat Oyunları’nda stadyumun içinde havuz bile yer alıyordu) 20’nci yüzyılın ortalarında gelişmiş biçimine kavuşmuştur.

Seyirci Etkisi

Stadyumların seyirci alanı ise günümüze kadar gelişmeye devam etmiştir. Bu gelişimde belli eğilimlerden bahsetmek mümkündür.

İlk dönemde, günümüzde de hala geçerliliği olan, en fazla seyirci barındırma, alabilme eğilimi hakim olmuştur. Konfor ve güvenlik şartları geri planda kalarak stadyuma olabildiğince en fazla sayıda seyirci alınmıştır.

Seyirci alanı bir kenarda başlayıp daha sonra büyütülmüş ancak ilk zamanlarda bu alanının sadece bir bölümünde oturma yerleri bulunmuştur. Çatı da ilk yıllarda çoğu zaman kısmi olarak yapılmıştır. Erken futbol ve Olimpiyat stadyumlarının çoğunda seyirciler genellikle ayakta, açıkta ve bazen de oyun alanından uzak olmuştur.

En fazla sayıda seyirci alabilme eğilimi devam etmiş ve 200 bin kapasiteli stadyumlara ulaşılmıştır. Stadyumların aşırı kalabalık olması bazen olumsuzlukların, bazen de felaketlerin yaşanmasına neden olmuştur. Bu olaylar, güvenliğe ve konfora gösterilen ilginin artmasına ve en fazla seyirci alabilme eğilimini sınırlamış ve de tersine çevirmeye başlamıştır.

Stadyumlarda taraftarlar arasında şiddet olaylarını engellemek amacıyla konulan tel örgüler ve bariyerler daha büyük felaketlere neden olmuştur. Müsabakaların televizyonlardan naklen yayınlanması, stadyumların alternatifsizliğini bozmuş ve insanlar artık müsabakaları stadyumlarda bulunmadan seyredebilir hale gelmiştir. Bütün bu gelişmelerden sonra stadyumların güvenlik ve konfor şartları iyileştirilmeye başlanmıştır.

Teknolojinin ve üretim yöntemlerinin gelişimi, sporların büyük yatırım, tanıtım, reklam ve propaganda araçları olması nedeniyle spor yapıları ve stadyumlara daha fazla bütçeler ayrılmasına neden olmuştur.

Yüksek ve kalıcı maddi kazanç elde etmek amacıyla varlıklı insanları çekmek ve de ‘önemli’ insanları ağırlamak için tribünlerde özel bölümler yapılmış, daha sonrasında gelişerek, müsabakaları izlemek için koltukların dışında, bar, televizyon, yemek masası, toplantı masası gibi imkanları sunan ve müsabaka zamanının dışında da kullanılabilen mekanlar stadyumlarda yer almaya başlamıştır.

Gelişim ve Değişim Devam Ediyor

Dünyada son dönemde yaygınlaşan, çevre bilinci, sürdürebilirlik, evrensel tasarım gibi konular ve eğilimler, ölçeği, önemi, etkisi ve sorunları nedeniyle stadyumlarda da etkisini göstermiş ve bunların adına birçok uygulama yapılmıştır.

Teknolojik imkanlardan da yararlanılan bu uygulamaların ana mimari karakteristik özelliği ise stadyumları esnek; çok işlevli, uyarlanabilir ve dönüştürülebilir/değiştirilebilir hale getirmeleridir.

Kaynak. DergiPark